there is
henna
     
KINA
BULUNUR

hu hu humor

haldun taner rahmetli ile ilgili bir yazı okuyorum. bir de ne öğreneyim. Ustanın bir Abdera öyküsünden uyarladığı "Eşeğin Gölgesi" adlı oyunu 1965'de sahneden indirilmiş. yahu herkesin oyununu indirin amma haldun taner gibi son İstanbul beyefendilerinden birinin oyununa yapılır mı bu. bir arkadaş dedi "Onaran'ın işidir"

merak ettim ama o günlerin dergilerini gazetelerini hemencecik bulmam mümkün mü. sadece VARLIK'a bakabildim.

1965 yılının son VARLIK'ını bulmuşum
şöyle bir göz atayım dedim.
O da ne
Bir şiir.
Adı: MİZAH
Yazan Yevtuşenko,
çeviren: Osman TÜRKAY

Yevtuşenko'yu Babi Yar'dan tanıyorum. Kıbrıslı Osman TÜRKAY'ı (1927-2001) Mehmet Kaplan'ın Şiir Tahlilleri II adlı eserinden. Einstein Barış Ödülü sahibi. Nobel ödülüne aday gösterilen ilk Türk. Dünyanın en çok mektup alan Türk şairi. Şiirleri hemen her dile çevrilmiş. Uzay şairi diye de anılıyor.

Şiir güzel amma çeviri çok sadık be yau. Bu kadar sadakat kadı kızını bile bozar. Derken şiirin İngilizcesini buldum. Ben olsaydım nasıl çevirirdim acaba, Behramoğlu nasıl... derken...

 

MİZAH

Krallar,
          imparatorlar ve çarlar,
tüm evrenin hükümdarları,
buyrukları altında bulundurmuşlar orduları
ama becerememişler hiç
                                            mizahı.

Ezop, yayan yürüyüp yolları
uğradığında ünlü kişilerin her gün
rahatlık içinde yüzen saraylarına,
onları dilenciden daha üstün görmemişti.
iki yüzlülerin
ayak izlerini damga gibi bastığı
evlerde, toplantılarda
Nasreddin Hoca,
                           iğneli şakalarıyla,
altüst etti
                 kafalarını
                                 kahkahalarıyla
bir dizi paytak gibi!

Kimileri
            ısmarlama
                            mizah istedi-
ama mizah parayla satın alınmaz ki!

Kimileri
            tuttu mizahı
                                 katletti
ama mizah ölmedi,
                              kaatillerine
keskin dişlerini gösterdi!
Çünkü durup ahmak ahmak
 güçtür
        mizahla
                  savaşmak.

Tekrar tekrar idam ettiler mizahı
ama o,
        koltuğa alıp gövdeden ayrılmış kafayı
alay etti, savaştı.
Mumyacıların kavalları çalmaya başlar başlamaz
alaylı bir havayı,
mizah da şaştı, ve bir
meydan okuyuşla haykırdı:
          "İşte geldim geri, buradayım gene"
Keyifle, görseniz, hem de nasıl oynardı.

Tuttular tekrar hapsettiler mizahı
Şimdi o,
lime-lime olmuş eski bir palto içinde,
sarkık bir suratla
ve bir yapmacık pişman maskesiyle
siyasal bir suçlu
               hem de tutuklu
yürür
       ama özgür
                     idam sehpasına.

Dış görünüşüyle içine çekilmiş, biraz da pişman,
sanki de hayattan öte hayat olduğuna inanmış,
ama apansız
                  kayıverir
                           giydiği paltonun içinden,
ve el sallayarak
                     yağlayıverir tabanı.

Mizah şimdi taş duvarlardan, demir parmaklıklardan
dalmış içeri
onlar gösteredursun dar hücreleri,
                                                         ve zindanı
o bayağı bir insan gibi öksürüp
yürür cesurca öne doğru
                                     dudağında bir türkü,
elde tabanca, Kış Sarayının üstünden.

Alışıktır o kaş çatmalara,
çünkü bilir ki bir zarar getirmez onlar;
ve zaman olur mizaha
                                      kaş çatar
                                                 mizah.

Ölümsüzdür o,
                 Hafif ve çabuktur.
İçinden geçemiyeceği eşya
                                    ve insan yoktur.
Öyleyse-
         mizaha hem şeref dileyelim, hem şan
Çünkü-
         odur en cesur insan.

Yevgeni YEVTUŞENKO (Türkçesi: Osman Türkay)

MİZAH

egemenler
koca koca ordulara
ateşe ve suya hükmedenler
ona ne söz geçirebildiler
ne diş

Ezop çulsuzunun yalınayak
bir geçmesi konakları önünden
Nasrettin Hocanın bir tek sözü
yetti de arttı para babalarının
iştah ve uykularını kaçırmaya
keçileri kaçırmasına kralların

ne satabildiler
ne satın alabildiler onu
kurtulamadılar bir türlü
onun o ayıp el kol hareketlerinden
zordu onunla savaşmak
yedi düvelle savaşmaktan

kaç kere vurdular
kaç kere zehirlediler onu
kaç kere kestiler kafasını
mızrak ucunda sırıtan kesik başıyla bile
kudurtabiliyordu ağaları beyleri

toprağı ne kadar bol olursa olsun
ne kadar derine gömerlerse gömsünler onu
saray soytarıları işbaşı yapar yapmaz
hortlardı ve başlardı hemen
tüy dikmeye en güzel geceye
lokmaları boğazlara dizmeye
en güzel şarapları zehir etmeye
halifelere ve zehir hafiyelerine

başlayınca zorbalar tepinmeye
taçlarının tahtlarının üstünde
işte
o zaman
deymeyin keyfine
başlar o da dans etmeye
harmandalı polka sirtaki zeybek

tutup onu ölüme mahkum ederlerdi
güler geçerdi hakimlere savcılara
güle ağlaya giderdi darağacına

ve bir kara yılan
bir kuyruklu yıldız gibi
kayar giderdi celladın elinden
kaybolur giderdi gecenin koynunda
o ve kahkahası

tutup onu hapse atarlardı
ekmek olur katık olurdu
kader mahkumlarına
hatta şarap bile olurdu
siyasilere ve aşk mahkumlarına

vakit saat gelince
ne duvar ne demir parmaklık dinler
iki eli kızıl kanda da olsa
alır en ön safta yerini
bir güzel türkü dilinde
silahı elinde
Hamburg
Paris Petersburg
Yazlık Saray Kışlık Saray Bastil Zindanı
Tahran Ankara Kerbela...
hiç fark etmez

kem gözler zarar vermez
nazar değmez ona büyü işlemez
şerbetlidir

gerekirse kendisiyle de
dalga geçer ezilenlerle de
zalimlerle dalga geçer gibi

her zaman her yerdedir o
kudurtmak için Bolu beylerini
ve güldürmek için ezilenleri direnenleri

bu kadeh senin şerefine ey en cesur yürek
emmoğlu bu kadeh senin şerefine

Yevgeni YEVTUŞENKO

Humor


Tsars,
            Kings,
                       Emperors,
sovereigns of all the earth,
have commanded many a parade,
but they could not command
                                            humor.
When Aesop, the tramp, came visiting
the palaces of eminent personages
ensconced in sleek comfort all day,
they struck him as paupers.
In houses,
              where hypocrites have
left the smear of their puny feet,
there Hodja-Nasr-ed-Din,
                                       with his jests,
swept clean
              all meanness
                              like a board of chessmen!
They tried
              to commission
                                    humor--
but humor is not to be bought!
They tried
             to murder
                          humor,
but humor
               thumbed
                          his nose at them!
It's hard
           to fight humor.
They executed him time and again.
His hacked-off head
was stuck on the point of a pike.
But as soon as the mummer's pipes
began their quipping tale,
humor defiantly cried:
                                "I'm back, I'm here!",
and started to foot a dance.
in an overcoat, shabby and short,
with eyes cast down
                            and a mask of repentance,
he,
    a political criminal,
now under arrest,
                         walked to his execution.
He appeared to submit in every way,
accepting the life-beyond,
but of a sudden
                    he wriggled out
                                         of his coat,
and, waving his hand,
                              did a bolt.
Humor
       was shoved
                       into cells,
but much good that did.
Humor went straight through
prison bars and walls of stone.
Coughing from the lungs
like any man in the ranks,
he marched
                singing a popular ditty,
rifle in hand upon the Winter Palace.
He's accustomed to frowning looks,
but they do him no harm;
and humor at times
                            with humor
glances at himself.
He's everpresent.
                         Nimble and quick,
he'll slip through anything,
                          through everyone.
So--
        glory be to humor.
He--
            is a valiant man.

(Rusça'dan İngilizce'ye çeviren George Reavey)