there is
henna
     
KINA
BULUNUR



Dr. İLDENİZ KURTULAN

Azeri asıllı yazar, çevirmen, resam, heykeltraş ve kadın doğum uzmanı.

Kuzey Azerbaycan'dan İran'a kaçmış ama orada da hiç rahat edememiş bir ailenin çocuğu olarak 1932 yılında İran'da doğdu. Esadullah Ahundov'un torunu, Ejder Babazade'nin oğlu, Hamlet amcasının yani Tagi Babazade'nin yeğeni...

1953 yılında tıp eğitimi için Türkiye'ye geldi, arkasından ailesi de geldi. İstanbul Tıp Fakültesini 11 yılda bitirdi. Gazetecilik Okulu ve Güzel Sanatlar Akademisi'ne de konuk öğrenci olarak devam etti. Fakülte bitince Patnos'a tayin istedi amma Sağlık Bakanlığı onu Kurtalan'a gönderdi. Bakanlıktaki şairin işgüzarlığını "acaba İran sınırına yakın bir yerde çalışmam sakıncalı mı görüldü" şeklinde yorumladı. Eşi Feride, kızı Güneş, kardeşi İldar ve annesi ile gitti. Kurtalan'a.

Çeşitli dergi ve gazetelere (Azerbaycan, Toplumsal Kurtuluş, Cumhuriyet...) yazılar yazdı. Çeşitli yazarlardan (Samed Behrengi, Anar Rızayev, Elçin Efendiyev, Celil Memmedguluzade, Mirze Fetheli Ahundov, Ali Dervişyan, Sadık Hidayet, Ömer Hayyam, Feridun Ahmet...) çeviriler yaptı. Resim ve heykeller de yaptı.

Mesleki ve edebi kitaplar da yazdı: Yeni Yöntemlerle Gebelikten Korunma, Samed Behrengi'nin Yaşam Masalı, Yazıyla Çiziyle Darvin ve Evrim Kuramı (Ümit Kartoğlu ile birlikte), İran Devrimci Edebiyatı Antolojisi, Bu Hoca Başka Hoca, Amcam Hamlet, Kurtalan'da Doktor Olmak...

Bana Samed Behrengi'yi tanıtan ve sevdiren İldeniz Kurtulan oldu. Bana İldeniz Kurtulan'ı sevdiren ise Samed Behrengi'nin Yaşam Masalı...

Birazcık da olsa Sabahaddin Ali'nin yaşam masalına benziyor Samed Behrengi'nin yaşam masalı. En azından final...

Anı-romanlarını; Amcam Hamlet'i ve Kurtalan'da Doktor Olmak'ı da çok sevdim. Benim için Amcam Hamlet sadece bir roman değil, aynı zamanda bir tarih kitabı. Gel de anma Arif Nihat beyi. Ne demişti: Kenara çekilin, geçmişi masalda, geleceği falda okuyanların nesli geliyor. Ama gerçek bu. Birisi de, Osmanlı tarihini Kemal Tahir'den, Şeyh Bedreddin'i Nazım Hikmet'ten öğrenmeye kalkanlardan şikayetçi idi ama kimdi? Yalçın Küçük müydü acaba?

Meslektaş olmakla öğündüğüm üj-bej Türk doktordan biridir.

KURTALAN'DA DOKTOR OLMAK'TAN

(ısrarla gazete isteyen çocuklarla) İlk karşılaştığımda gözlerim yaşarmıştı, çevreme anlata anlata bitirememiştim. Ne yazık ki sonra gazeteyi okumak için değil, toplayıp bakkallara satmak için istediklerini öğrendim, sarsıldım.

Tıbbiyeli olmanın övüncünden neler var diye dönüp arkaya baktığımda 27 Mayıs Devrimi'nin (radikal küçük burjuvazinin bir hareketi olarakdeğerlendirilse bile) heybeti var.

(İldeniz'in reçete yazdığı kadın ile sağlık ocağının odacısı tartışmaktadırlar. Odacı, işinin bittiğini, gidip eczaneden ilaçlarını almasını söyler kadına) Kadın buruşturup attı reçeteyi. İçim cız etti.

(Doktor Orhan Asena anlatıyor: Bir hastaya gitmiştim. Başka bir hastanın yakınları gelirler. Babam durumu anlatır ve buyurun, oturun, bekleyin, der) Peki, diyorlar, bekliyorlar. Az sonra söz sözü açar, babama sen kimsin diye sorarlar. Babasıyım der babam. Daha iyi ya öyleyse seni götürelim... Doktorluğu da şeyhlik, ağalık gibi bir şey sanıyorlar, babadan oğula geçen.

Yaşam boyu sahip olmayı benimsemedim, yani hiçbir şeyi mülkiyetime geçirmek istemedim.

Osmanlıca bir sürçülisan mıdır?

Köylüler, dağıtılan soya yağını at arabalarının tekerlerini yağlamakta kullanıyorlarmış.

Burada anlatmadan geçemeyeceğim. DDT'nin anofeli nasıl öldürdüğünü hiç bilmiyordum. Kıçının yanında bir delik varmış, oradan vücuduna girerek...

. -Evet doktor bey, ama köylü bunu bilmez, hastasını doktor gördü mü hastalık iyileşir sanır.

-Bakanlık da öyle.

Gazap Üzümleri'ni okurken. Hela eğitimi konusunda niçin başarısız olduklarını tartışan Gönüllülere, Doğuluların kadın ve erkek boklarının karışmaması için hela kullanmadııklarını, açık araziyi kullandıklarını söylemez.

1966'da Kurtalan dönüşü Amerikan Barış Gönüllüleri ile karşılaşır trende İldeniz. Tam da Diyarbakır'da peştamal sarınıp erkekler hamamına gideceğini söyler bir kız Gönüllü. Güler İldeniz. Çünkü bir fıkra anımsamıştır. Fıkrayı paylaşır Gönüllülerle: Bir tavuk eğlenmek istiyormuş, kümesten kaçmış, caddeye çıkınca bir Volkswagen ezmiş onu. Araba geçince kalkmış, silkelenmiş, Horoz dediğin böyle olur, demiş.

Başarısız bir Avrupa gezisi dönüşü. Trende, İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu bir İsviçreli. Erzurum'da yeni açılan üniversiteye hoca olarak gidiyor. Tek amacı orada bir Anadolu köylü kızıyla evlenmekmiş. İldeniz'e ısrarla Sirkeci tren istasyonundaki müzikhole gitmesini çırılçıplak danseden kızları görmesini söylüyor. İsviçrelinin dediğini yapıyor genç İldeniz. Söylediklerinin eksiği varmış amma fazlası yokmuş.

Nazım'ın şiirleri ile ilk kez Tahran'da lisedeyken karşılaşır İldeniz. Şiirler öyle sarar ki onu, okuya okuya belleğine kazır. Hatta o Farsa çevirilerden yola çıkarak ve olsa olsa şöyle ya da böyledir diyerek asıllarını yazmaya kalkışır. Ahdım vardı, bir ayak basayım Türkiye'ye, ilk işim kitapçılardan onun tüm kitaplarını alayım. Ama Türkiye'ye gelince bana öğrettiler,

"Aman adını bile ağzına alma"

Türkçe'yi Amerikan ağzıyla konuşan, Amerika'daki Kürt Enstitüsü'nü birincilikle bitirmiş bir albay uyarır İldeniz'i: Dosyası tertemizdir fakat Kürtlerle sıkı fıkı olması, Davudo ve Ketto adlı eşkiyalarla görüşmesi gözden kaçmamıştır.

Bir devlet sırrını da ifşaa ediyor İldeniz bey. Bir toplantıda koleraya karşı sirke içilmesini öneren bir Bakanlık yetkilisi demiş ki doktorlara:

-Öyleyse koleradan ölenlerin mezarlarını çok derin kazdırmalı ve üzerlerine bol kireç döktürmeli. Ama, her şeyden önemlisi, Ankara'nın duyarlılıkla üzerinde durduğu konu, bugün tüm konuştuklarımızın bir devlet sırrı olarak burada kalmasıdır.

Neler var neler, kimler var kimler Kurtulan'ın Kurtalan'ında... Harun Karadeniz, Şadi Alkılıç, Orhan Asena, Deniz Gezmiş, Kapitalsiz Kapitalistler, Behzat Ay, Mehmet Kemal, Çetin Altan, Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, gazyağı ile çalışan buzdolabı, Bir Delinin Hatıra Defteri, Genco Erkal, Ömer Hayyam, Kavgam, Hitler..

Amcam Hamlet Ben Hamlet'ten

Maalesef, Türkiye Türkçesinde pek kitap yok; son 100-150 yılda Azerbaycan'da neler olduğuna dair. Olsa da bulabilene aşk olsun. Amcam Hamlet, bu boşluğa önemli bir darbe. Devamını dört göz ile bekliyorum

(Bir tarih müzesi adeta Amcam Hamlet. Şair Elmas Yıldırım, Ali Bayramov, Koba (Stalin), Molla Nesreddin, Esadullah Ahundov, Celil Memmedguluzade, Mehmet Emin Resulzade, Neriman Nerimanov...)

***

Esadullah, Molla Nesreddin'in Bakü dağıtımını karşılıksız olarak üstlenir

Dua edilecekse böyle edilmeli, diye düşündü. (Cabbar'ın konserinde Esadullah)

Ertesi hafta Dostoyevski'nin romanları arasından bir kız çıkageldi; iri mavi gözlü, uzun sarı saçlı, küçük çeneli, küçük burunlu, adı Marina Pavlovna. Terbiyeli nazik bir hemşire. Azerilerin dediği gibi "Şefkat bacısı*."

"Bir kurum olmalı" diyor. "Şairler için, şairleri besleyen. İnsan şairse eğer, başka bir işte başarı kazanamaz; ne duvarcılık, ne demircilik... Mühendis, doktor da olamaz şair. Benim bildiğim şair, şiir terennüm eder yalnızca. Elini sıcak sudan soğuk suya sokmaz" Kim mi diyor? Tabii ki Tagi Babazade, yani İldeniz Beyin Hamlet Amcası.

...Buradan canlı çıkabileceğimi onlara kanıtlamalıyım. Nasıl? Beyin jimnastiğiyle. Buradan uzak başka şeyler düşünerek...

Bakü'de Türkoloji Kurultayı çalışması yapılmış. Çok matrak. Dadaş arkadaşlarıyla birlikte Türkoloji değil Rusolojidir bu kurultay diye bayrak açmışlar. Haklı, çünkü konuşmaların hepsi Rusça yapılıyormuş. Açmışlar da ne olmuş? Tutuklanıp çok işkence görmüşler. 23 numaralı hücreye konmuşlar, sonra da öldürülmüşler... diye düşünür içerde Ejder Babazade.

(Komutanın ikram ettiği sigarayı yakmak için çakmak aranır ceplerinde Ejder) Ama o da ne, sıcak, yumuşacık bir şey, avucuna aldı, çıkarıp masanın üstüne koydu. Üç tane yeni doğmuş pespembe kıpır kıpır fare.

"Sahi, Ali Bayramov'u biz mi öldürmüşüz? Ne münasebet, onu sokak serserileri, Koçular öldürdü. Ruslar bizden yüzlercesini, binlercesini öldürdüler, niye öldürdüler? Biz öldürmüşsek, anlaşılan aynı nedenlerden öldürmüşüzdür..."

Ve Son Olarak İldeniz Kurtalan'dan İki HAYYAM Rübaisi

Evrenin gizini ne sen bilirsin ne ben
Bu bilmeceyi ne sen çözersin ne de ben
Perde ardında nevar konuşurlarmı bizi
Düştü mü perde ne sen kalırsın ne de ben

Uğbada** bizi ateşe duyduk atacaksın
Şaştık buna biz neden bizi yakacaksın
Zira ki rahimsin sen olan yerde azap yok
Ol yer neredir ki orada olmayacaksın

* Azeriler TIP BACISI da diyorlarmış HEMŞİRE'ye.
** Ukba: Öbür dünya