there is
henna
     
KINA
BULUNUR

KAKAVA 2002

16 Mayıs 2002 Perşembe
Ver elini Kırklareli
Kakava şenlikleri

Dingiloğlu Parkı Öksüzdü Yetimdi Sessizdi
Hükümet Meydanı ve İstasyon Caddesi ise Ana Baba Günüydü
Ve her yerde efsane boyacı, ünlülerin ayakkabı boyacısı, amigo Ayhan Gülhane'nin afişleri.

Hükümet girişinde Belediye Başkanı Cengiz Bağdan'ın devasa bir resmi. Bir rivayete göre ünlülerin fotoğrafçısı (Cengiz Atar mıydı neydi adı) çekmiş. Kolonlar, dev ekran, ve izcilerin açılış ateşi hazırlıkları... Ateşin kaçta yakılacağını sordum birisine. Meğer herhangi birisi değilmiş, eski bir komşummuş, evlenmiş, Kırklareli'ne yerleşmiş...

Bir parkta üs kurmuş olan Volkan Severcan ve arkadaşlarının Çocuk Tiyatrosunu izledim önce. İlk gün göremedim Volkan Severcan'ı, ama ikinci gün gördüm. Sonra, Vilayet çay bahçesinde çay içip Sevgi Soysal ablamın öykülerini "Barış Adlı Bir Çocuk" okudum. Milli piyango bileti aldım.

Türk Diabet Cemiyeti standındaki şeker kız, şeker hastası olup olmadığımı sordu. Sadece obez (şişman) olduğumu söyleyince Obezite (Şişmanlık) adlı bilimsel bir derginin eski bir sayısını armağan etti.

Bir paşa (galiba, rütbesini tam göremedim amma korumaları falan vardı çevresinde) bir tezgahtan % 50 indirimli korsan bir KAR romanı aldı. Kitapçı çok heyecanlandı, para almak istemedi. Çok kızdı Paşa.

Şenlik ateşinin yakılışı etkileyiciydi. Havai fişekler de. Kırklarelilierin gecenin ilk saatlerinde Hükümet meydanına akışları da.... Hemen herkes çok şıktı, bakımlıydı, kendi çapında tabii ki. Sanatçılar ünlüydü amma ses düzeni ve gürültüden şarkı sözleri anlaşılmıyordu. Bendeniz'i dinlemeye çalıştım biraz, olmadı. Ucuz, temiz, leziz, bahçe ya da teraslı bir mekan arayışım uzun sürmedi. Yardımcı olan tekel bayii arkadaşa müteşekkirim.


19 Mayıs 2002 Saat 09.00 Şeytan Deresi

İkinci Günü

Ver elini önce Şeytan Deresi ardından da Dereköy

Yıllardır şenliklerin merkez üssü olan Şeytan Deresi mahzundu. Şenlikleri dereden kurtarmak ve şehrin ve şenliklerin alnından "roman" mührünü silmek,.yeni yönetiminin yeni politikasıymış galiba. 200 milyar lira imiş şenlik bütçesi. Bir bira şirketinin sponsor olarak küçük bir katkısı olmuş. Geri kalan masrafı Belediye üstlenmiş rivayetlere göre.

İkinci (ve üçüncü) gece de fazla ilgilenmedim sanatçılarla. Kimler yoktu ki: Güllü, Sibel Can, Fatih Kısaparmak, Bendeniz, Alişan, Teoman, Deniz Seki, Yaşar, "Depresyondayım" diyen bayan... Üçüncü gece Yaşar'ı biraz dinledim her şeye rağmen... İkinci ve üçüncü gece de birinci gece ziftlendiğim mekanda söndürdüm kandili. Sabah çaylarımı Dingiloğlu parkının köşesindeki çay evinde, sabah çorbalarımı Şirin (İskar) köfte ve çorba salonunda içitim...

Üçüncü gün.

Kakava Kültür Sanat ve Karagöz Festivali'nin Yegane Sanat Etkinliği: Beyoğlu Kırklar sinemasının fuayesinde (?) şiir dinletisi. Sinema eskiden buzhane imiş. Daha da eskiden de şaraphane. Eskiden bir bağlar ve şarap beldesiymiş burası. Bir adı Kırkkilise, bir başka adı da Lozengrad (üzüm kenti) imiş. 1924'de bir kanun ile Kırklareli olmuş.



Veteriner Hekim Hasan Çalıkuşu'nun geçen şenlikte çektiği slaytlar, Belediye Başkanının konuşması, şiltlerin verilmesi.ve Belediye Başkanının yoğun programı nedeniyle ayrılmasının ardından dinleti başladı. Yoğun programı nedeniyle Belediye başkanın bir tek şiir bile dinleyemeden ayrılışı şair ve şiirseverleri çok üzdü...


Mülayim TİRFİL

Kırklar gurubu şairleri ve Edirne'den gelen Ozan Ağacı grubu şairleri sırayla şiirlerini okudular. Dinletinin düzenleyicisi Kırklareli Sanat ve Dayanışma Derneği'nin Bülteni (Istranca Rüzgarı ve ilavesi Edebiyat ve Sanat Pınarı) dağıtıldı. İsmail Alabayırlı isteyenlere beşinci şiir kitabını imzaladı. Dinleyiciler arasında bir grup da Alman turist vardı. Kırklar grubundan Mülayim Tirfil'in Cellat adlı şiiri ilginçti. Bana, Mehmet Emin Yurdakul'un (veya Süleyman Nazif'in) "Şairleri haykırmayan bir millet / Sevenleri toprak olmuş yetim gibidir" dizelerini ve Ataol Behramoğlu'nun "Bir Gün Mutlaka"sını hatırlattı her nedense.Dinletinin onur konuğu Ali Coşkun Yanardağoğlu idi. Dinletiye Erol Tekergölü uduyla renk kattı. Bestelediği Kırklaerli manilerini okudu. Son okuduğu şu maninin yalnız bestesi değil sözleri de Tekergölü'ne aitmiş:

Mülayim'in Kahvesi
Şairlerin mekanı
Kahveler bol köpüklü
Çaylar tavşan kanı


.
İsmail ALABAYIRLI

Dinletide yıllar sonra yeniden karşılaştığım bir eski dost ve eşi bana roman mahallesini Kırklaeli barajını ve Kardak'ı gezdirdiler, çok yoğun ve çok özel programlarına rağmen.

Dinletide gözler hep Selahattin Demiraco'yu aradı. Demiraco o sorada İstasyon Caddesinde son kitabı Anılar Denizinde Kırklareli'yi imzalamakla meşguldü harıl harıl. Ama onun da aklı ve kalbi Kırklar sinemasındaydı tabii ki. Dinletiden sonra yanına uğradım. Bir kitap imzalattım. Epey söyleştik. İkiyüzeliye yakın kitap imzalamıştı. Matbaaya bir miktar borcu kalmıştı.


Ve Kırklareli'de dördüncü gün


Sabahın ilk saatlerinde dolmaya başladı Şeytan Deresi. At arabalarıyla, kamyonlarla akın akın geldi romanlar. Köprüden baktım uzun uzun dereye. Dereyi doldurma çabaları da var galiba. İlk zurna sesiyle düştüm yola. Üsküp ve Sarpdere üzerinden Dupnisa mağarasına. Oradan da İğneada, Limanköy, Demirköy, Avcılar (Korfa). Silivri Maxi'de bir şeyler (salata) yemek üzere üst kata çıktığımda dükkanların çoğu kapanmıştı.

Yol boyunca aklımda hep aynı soru:
1940'larda 1950'lerde Asaf Halet abimin gelip izlediği Kakavalar nasıldı acaba?
Bugünkü şenliklerle bir alakası var mıydı acaba?
Acaba?