there is
henna
     
KINA
BULUNUR

Azerbaycan Diyarından
İbrahim Bozyel
n Seyahat Notları
Kendi Yayını (galiba)
Iğdır, 1985

5 Haziran 1985 günü şair Memmed Aslan'ın konuğu olarak Azerbaycan'a gitmiş ve 25 gün kalmış İbrahim bey.

Bakü'de Azerbaycan Edebiyat Müzesinde Bahtiyar Vahapzade ile söyleşmiş. Şamahı'da Sabir'in Müze-Ev'ini, Yedi Kümbez Mezarlığınna Sabir'in kendisini ziyaret etmiş. Memmed Aslan'ın eşnin adı Beyaz imiş. Sevgili Müslüm'ün eşi Beyaz'ı hatırlıyorum ve "Uzun Beyaz Bulut - Gelibolu'nun" yaman Beyaz Halasını.

Kitabın sonunda gezinin öyküsü var. İş, Bozyel'in 2 Aralık 1981 tarihli mektubu ile başlar. Yavuz Akpınar'dan almıştır "Bizden Sonra Ne Galır" adlı eserini pek beğendiği Memmed Aslan'ın adresini. Mektuplar mektuplar mektuplar... Önce Memmed .Aslan'ın Türkiye ziyareti, ardından Bozyel'in Azerbaycan yolculuğu...


Kitabın en ilgi çekici bölümlerinden biri,
HÜSEYİN CAVİD'İN MANEVİ DÜĞÜNÜ
adlı bölüm.


Aman Allah'ım... Bu ne kalabalık, bu ne heyecan... Meşedi Ezizbeyov adına Azerbaycan Devlet Akademik Dram Teatrı binasının önünde bekleyenler, az sonra başlayacak töreni seyredebilmek için nasıl da sabırsızlanıyorlar. Günlerden 8 Haziran 1984. Bir milletin kendi şairine duyduğu bu vefalı sevgi karşısında gözlerim yaşarıyor. Dün, Nizami adına Edebiyat müzesinde açılan "Hüseyin Cavid Sergisi"ne gitmiştik. Cavid'in eserlerinin tanıtıldığı sergi gerçekten görülmeğe değerdi. Sergiyi gezdikten sonra, Cavid'in kaldığı evin önünde tertiplenen törene katılmıştık. Evin önünde yapılan törende, Azerbaycan yazarlarından Mirze İbrahimof, Prof. Abbas Zamanof, Memmed Cafer ve Ezize Caferzade, Hüseyin Cavid'in edebi kişiliği hakkında konuşma yapmışlardı.

Bu törenlere katılma bahtiyarlığına erişmemin benim için hususi bir ehemmiyeti vardı. Ülkemizde yayınladığımız "Kardaş Edebiyatlar" adlı derginin 5. sayısında Hüseyin Cavid'le ilgili bir tanıtma yazısı yazmıştım. Bir gün önceki törenler sırasında, Hüseyin Cavid'in edebi kişiliği hakkında konuşma yapma arzusunda olduğum takdirde, buna imkan tanıyacakları ve memnuniyetle kabul edileceği şahsıma iletilmişti. Ben de sevinerek kabul etmiştim. İşte, bu günkü törende ben de konuşma yapacağım.

Nerede kalmıştık... Ha, törenin düzenleneceği binanın önündeki kalabalıktan bahsediyordum. Herkes salonun açılmasını heyecanla bekliyor. Bu bekleyiş sırasında, Azerbaycan'ın seçkin edebiyatçılarıyla da tanışma fırsatı buluyorum. Prof. Mireli Seyidof, Prof. Ferhat Zeynelof, Prof. İnayet Bektaşi ve Gulam Memmedli'yle tanışmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Kalabalık gittikçe artıyor. Tesadüfen bir çocukla tanışıyorum. Babasıyla beraber bu güzel geceyi izlemeye gelmiş. Tanışıyoruz. İsminin Türkel olduğunu söylüyor. 14-15 yaşlarında. Ayak üstü sohbet ediyoruz. Azerbaycan edebiyatı ve dil bilgisine hayranlığımı saklıyamıyorum. Sanki büyümüş de küçülmüş. Bunca yaş farkına rağmen içten bir saygı uyandırıyor. Babası hukukçu Himmet Süleymanof da bizi zevkle izliyor.

Nihayet giriş kapıları açılıyor. Davetiyelerini gösterenler ilgililerce içeriye alınıyor. Bizler de giriyoruz. Geniş ve büyük bir salon. Radyo ve televizyondan naklen canlı yayın yapılacağı için kameralar münasip yerlere yerleştirilmiş. Yöneticiler ve konuşma yapacak misafirleri - bu arada beni de - tiyatro salonunun sahnesine davet ediyorlar. Oturuyoruz. bu günkü tören, Azerbaycan Yazıcılar İttifakı, Azerbaycan SSR. Medeniyet Nazirliği (Kültür Bakanlığı) ve Azerbaycan SSR. İlimler Akademiyası tarafından müştereken düzenlenmiş.

Törenin başlama hazırlıkları devam ederken sizlere Hüseyin Cavid hakkında biraz bilgi vermek istiyorum.

Hüseyin Cavid Rasizade (Abdullah oğlu) 24 Ekim 1882'de Azerbaycan'ın Nahçıvan şehrinde dünyaya geldi. Babası Molla Abdullah'ın arzusu üzerine ilk tahsilini medresede (Molla-hane) gören Cavid, altı yıl burda okuduktan sonra öğrenimini kendi isteğiyle yarıda bırakarak, Mehemmed Taği Sıdki'nin yöneticiliğini ve öğretmenliğini yaptığı "Mekteb-i Terbiye"ye kaydolmuş ve tahsiline burada devam etmiştir. Bu okulun Hüseyin Cavid'in edebi kişiliğinde önemli bir yer tuttuğunu belirtmek yerinde olur. Dört yıl sonra 1898 yılında söz konusu okulu başarıyla bitirdikten sonra öğrenimine devam etmek istemiş ancak o sıralarda şiddetli bir göz ağrısına tutulmuş, babası tarafından tedavi olması amacıyla Tebriz'e gönderilmiştir. Cavid, Tebriz'de de vaktini boşa harcamamış, Arapça ve Farsçasını daha da geliştirmiş, Şark edebiyatı ve felsefesini derinliğine inceleme fırsatı bulmuştur.

1905 yılında yüksek tahsil yapmak amacıyla Osmanlı Türkiye'sine - İstanbul'a - gelmiştir. Arzu ederseniz, Cavid'in ülkemize gelişini ve İstanbul hakkındaki ilk duygularını kendi ağzından dinleyelim. "Gece saat üç buçukta İstanbul'un boğazına dahil olduk. Ele ki (öyle ki) süph açıldı. Temaşa ettik. Boğaz ne boğaz... Allah zeval vermesin. Muhtasar üç saat gözetlemeden sonra topçu askerlerden ve iki nefer kapitan (yüzbaşı) teşrif getirip, vaporu muayine edip, sonra icaze (izin) verdiler. Bir buçuk saat boğazın içi ile yol gelip, akibet köprüye yanaştık. Ve boğazın evvelinden köprüye kimi (gibi, kadar) her bir taraf imaret, mescit, bulvar, seyahat etmeli ve sefalı yerler idi. Gayığa minip, rıhtıma çıktık. Ama boğazın içinde silah ve bir para (parça) yazıdan dolayı bizi aradılar. Lakin heç bir şey bulamadılar. 'Haydi yavrum, haydi oğlum, Allah'a ısmarladım' deyip bıraktılar."1 İşte böyle başlıyor Hüseyin Cavid'in Türkiye hayatı. Ülkemizdeki ilk çalışmalarına nasıl başlıyor? Yine şairimizden dinleyelim. "Efendim, bendeniz ta Ramazan'a kadar beş altı ay i'dadi programını ikmale çalışırdım. her Hafta da meşhur filosof Riza Tofik (Tevfik) beyden bazı hagayıga dair bir iki ders program haricinde ohuyurdum. Sonra Ramazan'da Darülfünun'a istida takdimiyle edebiyat şöbesine kayd ve kabul olundum. Şimdiye kadar da devam edirem."2

Hüseyin Cavid çok büyük maddi sıkıntılar içinde Türkiye'deki tahsilini sürdürebilmiş ve başarılı olmuştur. Türkiye'de kaldığı müddet içinde Tanzimat edebiyatını, Servet-i Fünun şairlerinin eserlerini, edebi karekterlerini geniş şekilde araştırma, inceleme ve öğrenebilme fırsatını bulmuştur. Bu arada, Türkiye muhiti vasıtasıyla, Avrupa ve özellikle Fransız edebiyatını da inceleme imkanına kavuşmuştur. Hüseyin Cavid'in eserlerinde yukarıda bahsettiğimiz hususların tesiri açıkça görülmektedir.

Cavid'in İstanbul'da bulunduğu devreler, Osmanlı İmparatorluğunun çalkantılı ve bunalımlı devresine rastlar. Türk fikir hayatında dalgalanmaların, saflaşmaların ve değişik fikir akımlarının tartışıldığı ve yayıldığı devredir. Osmanlı İmparatorluğundaki azınlıkların dış güçlerce kışkırtılması ve beslenmesi sonucu milliyetçilik hareketleri ortaya çıkmış ve imparatorluğun temellerinden çatırtı sesleri gelmeye başlamıştır. İmparatorluğun ayakta kalması ve yıkılmaması için değişik görüşlü fikir adamları çeşitli düşünceler ortaya atarak meseleye çözüm yolu aramaya başlamışlardır. Osmanlıcılık ve İslamcılık gibi fikir akımları ortaya çıkarken, bu karmaşık ortam içinde o zamanki gelişmelerin tarihi ve tabii neticesi olarak Türkçülük akımı da tarih sahnesinde yerini almıştır. İşte bu değişik fikirlerin çatıştığı ortamda;

"Ne zaman kişnediyse Türk'ün atı
Kırıldı bir ölkenin kanatı"


diyen Cavid'in, devrinin Türkçülük - Türk milliyetçiliği - akımının tesiri altında kaldığını söyleyebiliriz. Esasen bu durumu, Türkiye edebi ve siyasi muhitinde yetişmesinjin tabii bir sonucu olarak görebileceğimiz gibi, soydaşlarının Çar despotizmi altında ezilmesinin yarattığı bir tepki olarak da değerlendirebiliriz.

İşte çalkantılarla, bunalımlarla ve arayışlarla tarihteki yerini bulmaya çalışan İmparatorluğun İstanbul'unda öğrenimini tamamlayan Cavid 1909 yılı sonlarında Nahçıvan'a döndü. Muayyen bir müddet işsiz kaldıktan sonra Tiflis, Gence ve Bakü'de öğretmenlik yapmaya başladı. 1919 yılında Bakü'ye yerleşti. 1937 yılına kadar Bakü'de yaşadı. Bu tarihten sonra Stalin yönetiminin malum durumu sebebiyle, Cavid'in hayatı ve gerçek durumu hakkında geniş bilgiye ulaşmak mümkün olmamıştır. Azerbaycan'da yayımlanan kitaplarda şairin ölüm tarihinin 1944 yılı olduğu belirtilmişse de, daha sonra duruma açıklık getirilmiş ve gerçek ölüm tarihinin 1941 yılı olduğu vuzuha kavuşturulmuştur. Bakü'de yayınlanan gazetelerin 6.1.1982 tarihli sayılarında Azerinform haberler ajansının şu haberi yer alıyordu:

"Jübiley arifesinde, Hüseyin Cavid'in cenazesinin galıkları (kemikleri) İrkutsk vilayetinden vetene getirilmiştir. 1942 nci ilde (yılda) o hemin (söz konusu) vilayette vefat etmiştir. Merhumun cenazesinin galıkları, İrkutsk'tan Nahçıvan'a Hüseyin Cavid'in anadan olduğu şehere aparılırken (götürlürken) Bakü'ye getirlmiştir."

Hüseyin Cavid'in eserleri hakkında çok kısa bilgi vermekle yetinmek istiyorum. Başlıca eserleri şunlardır:

1. ANA: Hem şairin, hem de Azerbaycan'ın ilk manzum tiyatro eseridir. 1910 yılında yazılmıştır. Bir perdeliktir. Dağıstan'ın hayatını ve geleneklerini konu eden eser 1913 yılında Tiflis'te Gürcü matbaasında basılmıştır. 27 Mart 1912'de Bakü'de sahneye konmuştur.

2. MARAL: 1912 yılında yazılan bu eser, 1917 yılında Bakü - Açıksöz matbaasında basılmıştır. Gençlerin, masum kızların, kısacası kadın hakları ve cahilliğin yarattığı meseleleri ele alır.

3. ŞEYDA: 1917 yılında yazılan eser Bakü matbaa işçilerinin hayatını anlatmaktadır.

4. ŞEYH SENAN: Manzum bir dramdır. 1914'de yazılmış ve 1917 yılında Bakü - Açıksöz matbaasında basılmıştır. Gerilik ve cehaletin insanlık üzerindeki menfi tesirleri ele alınmıştır.

5. UÇURUM: 1917 yılında eserde umumiyetle şark - garp çatışması ele alınmaktadır. Söz konusu eserde Türkiye hayatı konu edilmektedir. Türk toplumunun bazı kesimlerinin körü körüne Avrupa modasına özenmeleri, taklitçi bir yapıya bürünmeleri ve bu durumun aile ilişkileri üzerine menfi tesirleri konu edilir.

6. İBLİS: Aruz vezniyle yazılmış 4 perdelik bir eserdir. 1918'de yazılmıştır. Cavid'in en önemli eserlerinden biridir. Bu eserde, insanlar ve toplumlar arasındaki kin ve düşmanlığı körükleyen insan kılığındaki iblislerin gerçek çehreleri sergilenmektedir.

7. AFET: 1922'de yazılan bu dram, bir Azeri kızın hayat faciasını anlatır.

8. PEYGAMBER: 1923 yılında yazılmış manzum dramdır. Hazret-i Peygamber'in hayatını anlatmaktadır.

9. TOPAL TEYMUR: Cavid bu eseri 1925 yılında yazmıştır. Mensur bir dramdır. Piyes, meşhur hakan Timur'un hayatını anlatmaktadır. Bu arada Aksak Timur ile Yıldırım Beyazıd arasındaki anlaşmazlıklar ve savaşlardan da bahseder.

10. DELİ KİNYAZ: 1929 yılında Bakü'de yazılmıştır. Gürcü prensin hayatı konu edilmiştir.

11. TELLİ SAZ: Söz konusu piyes şair tarafından 1931 yılında yazılmıştır.

12. SİYAVUŞ: 1933 yılında yazılan manzum bir piyestir. Siyavuş'un konusu, Firdevsi'nin Şehname'sinden alınmıştır. Cavid'in en güzel eserlerinden biridir.

13. ŞEHLA: 1934 yılında yazılan bu piyes, Azerbaycan'lı genç bir kızın hayat mücadelesini ve bu mücadeledeki başarısınnı anlatır.

14. HAYYAM: 1935 yılında yazılan bu güzel eserde şarkın büyük şairi ve filozofu Ömer Hayyam'ın hayatını tasvir eder.

15. İBLİS'İN İNTİKAMI: 1936 yılında yazılan bu piyes, İspanya'da o tarihlerde vuku bulan iç savaşı konu edinir.

16. AZER: Modern manzum bir destan hüviyetini taşıyan bu eser üzerinde Cavid, 1920 yılından itibaren çalışmaya başlamış ve 1937 yılına kadar devam etmiştir. Ancak malum sebeplerden dolayı bitirmeğe muvaffak olamamıştır. Şair; Azer isimli bir tip yaratmış ve onun vasıtasıyla kendi görüşlerini ifade etmiştir.

17. KÖROĞLU: Meşhur halk kahramanı Köroğlu 'nun hayat ele alınmıştır. Bu eser film için yazılmış bir senaryodur.

18. GEÇMİŞ GÜNLER: 1913 yılında Tiflis'te Şark matbaasında basımıştır. Cavid'in 1905 ile 1913 yılları arasında yazdığı şiirlerini önemli bir bölümünün bir araya getrilmesi sonucu meydana gelen bu eser ayrıca şairin ilk şiir kitabıdır.

19. BAHAR ŞEBNEMLERİ: Cavid'in 1905 ile 1916 yılları arasında yazdığı şiirlerin bir bölümü bu eserde toplanmıştır. Bakü - Açıksöz matbaasında basılmıştır.

Büyük şair ve dramaturg Cavid'in sanatı hakkında geniş değerlendirmelerde bulunmak elbette kitabımızın amacını aşar. Ancak, az da olsa bahsetmek gerektiği kanaatindeyim.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, Cavid'in Türkiye'de muayyen bir müddet kalması, edebi kişiliğinin oluşmasında müspet bir tesir yapmıştır. Cavid İstanbul'da tahsilini devam ettirirken Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem ve Tevfik Fikret'in eserlerini inceleme ve değerlendirme fırsatı bulmuştur. Ancak Cavid'i en fazla etkileyen Şair-i Azam Abdülhak Hamid olmuştur. Bu mukayeseyi yaparken kesinlikle Cavid'in bir taklitçi olduğunu söylemek istemiyoruz. Böyle bir iddia yersiz olduğu gibi, Cavid'e karşı affedilmez bir saygısızlık da olur. Ancak her sanatçı gibi, Cavid de bu tesirlenmeler sayesinde Azeri sahasıyla Türkiye sahası arasında, deyim yerindeyse, edebi bir sentez yapmayı başarmıştır. Mesela, Azeri sahasında, Hüseyin Cavid dönemine kadar araştırmalar yapıldığında, şiir türü olarak şarkıya kesinlikle rastlanmaz. Ama Cavid bu türde de şiirler yazarak Azerbaycan edebiyatını zenginleştirmiştir. Geliniz bu güzel şarkı türündeki şiirini hep beraber okuyalım:

Geldin de niçin pembe bulutlar gibi aktın,
Bilmem niye gittin, niye döndün, niye baktın?
Şimşek gibi çaktın da niçin gönlümü yaktın?
Bilmem niye gittin, niye döndün, niye baktın?

Serpildi alev ruhuma süzgün bakışından;
Sarsıldı hep benliğim ey afet-i devran.
Gel, gel olayım sendeki her cilveye kurban,
Bilmem niye gittin, niye döndün, niye baktın?

diyen Cavid'in sanatının inceliğini kavrayabilmek için daha yıllarca gitmemiz, dönmemiz ve bakmamız gerekecek.

Büyük şair ve dramaturgun ortaya koyduğu eserler dil yönünden incelendiğinde, Cavid'in çok temiz, duru ve sade bir dile sahip olduğunu görürüz. Cavid'in dili Azerbaycan'da muayyen bir devre tenkitlere uğramıştır.

Uzaklaştım gülümden, sevgilimden.
Ayrı düştüm vetenimden, ilimden.
Hep sızlaram, bir şey gelmez elimden.
Yar yar deyip gece gündüz ağlaram.

Çoktan beri nazlı yarı görmedim.
Öpmedim, gül yüzünden gül dermedim.
Güler yüzle hiç bir ömür sürmedim.
Yar yar deyip gece gündüz ağlaram.

Yukarıdaki şiirde de görüleceğ igibi, biraz insaflı düşünürsek, bu tenkitlerin insafsız olduğu hemencecik ortaya çıkar. Diğer yandan Cavid, Türkiye'de tahsil görmesi sebebiyledir ki, İstanbul Türkçesini çok güzel öğrenmiş ve şiirlerinde kullanmasını bilmiştir. Azeri sahasıyla Türkiye sahası arasında dil yönünden esasen az olan farklılığı gidermeyi başarabilmiş vr bunda da hiç zorluk çekmemiştir.

- Kuzum, yavrum! adın nedir?
- Gülbahar.
- Peki! senin anan, baban var mı?
- Var.
- Nasıl, zengin midir baban?
- Evet, zengin, beyzade.
- Öyle ise, giydiğin giysi niçin böyle sade? Yok mu senin incilerin, altın bileziklerin? Söyle yavrum, hiç sıkılma...
- Var efendim, var.. Lakin muallimem her gün söyler, onların yok kıymeti, bir kızın ancak biliktir, temizliktir ziyneti!
-Çok doğru söz... Bu dünyada senin en çok sevdiğin kimdir kuzum, söyler misin?
- En çok sevdiğim ilkin o Allah ki, yeri - göğü, insanları halkeyler.
- Sonra kimler?
- Sonra onun gönderdiği elçiler.
- Başka sevdiklerin yok mu?
- Var.
- Kimdir onlar?
- Annem, babam, muallimem, bir de bütün insanlar..."

diyen Cavid'in bu şiiri, görüşümüzü doğrular niteliktedir.

***

Ve görkemli tören başlıyor. Azerbaycanlıların deyimiyle "Hüseyin Cavid'in anadan olmasının yüz illiği (yıllığı)şerefine tenteneli yığıncak"da sevinç ve heyecan had safhada. Sahnenin ön sırasında Hüseyin Cavid'in kızı Turan Cavid'i görüyorum. Ömrünü babasının eserlerinin tanıtılmasına ve yayımına adayan bir evlat için unutulmaz tarihi bir gün. Sağ tarafıma Prof. Abbas Zamanov oturmuş. Sol tarafımda ise Azerbaycan SSR. halk artisti Respublika Teatr Cemiyetinin riyaset heyetinin sadrı, rejisör, sinema ve tiyatro aktörü Şemsi Bedelbeyli oturuyor. Bu gecenin Şemsi Bedelbeyli için özel bir önemi de var. Bedelbeyli sahneye ilk adımını Cavid'in "Şeyda" adlı eseriyle atmış. Söz konusu eserde Kara Musa rolünü oynamış. Sahnenin ön sırasında devlet yetkilileri de yerlerini almışlar. Tanıyabildiğim simalardan yazar İsmail Şıhlı, Gulam Memmedli, Anar, Şair Süleyman Rüstem, Bahtiyar Vahapzade, Nebi Hazri, Neriman Hasanzade ve Sabir Rüstemhanlı'yı görüyorum.

Açılış konuşmasını Azerbaycan Yazıcılar İttifakını sadrı (başkanı) Mirze İbrahimov yapıyor:

"Yirminci asır Azerbaycan bedii fikrinin parlak simalarından olan Hüseyin Cavid, çok asırlık edebiyatımızın hazinesini misilsiz yaratıcılık incileri ile zenginleştirmiştir. Onun derin felsefi fikirler, necip lirik duygular aksettiren eserlerinde sihirkar cazibe kuvvesi vardır. Cavid'in eserlerini bir defa okuyan adam, ömrü boyu onların hoş, güzel tesirinden kurtarabilmez. Oradaki yüksek beşeri idealların ışığı, temiz, pak, insani hislerin harareti yüreğinde hemişelik (daimi) iz bırakır" diyen Mirze İbrahimov, daha sonra Cavid'in eserlerini edebi açıdan tahlil ederek konuşmasını sürdürüyor.

Daha sonra şair Bahtiyar Vahapzade kürsüye geliyor:

"Zaman, Hüseyin Cavid'in yaratıcılığı karşısında acizdir. Öz ölmez eserlerinde, devrinin ruhunu çok büyük tesir kuvvesi ve istidatla ifade etmiş ilhamlı sanatkar, bu gün de yaşayır. Yer yüzünde hakikati, adaleti, hayırı, sulhü berkarar edir (ediyor)" dedikten sonra, Cavid'in çeşitli eserlerinden örnekler vererek konuşmasını tamamlıyor.

Türkmen şaire Güzel Şahkuluyeva, ana diliyle yaptığı konuşmada, Türkmenistan'dan Azerbaycanlılara selam ve sevgi getirdiğini söyleyerek konuşmasına başlıyor. Böyle bir törene katılmaktan duyduğu sonsuz mutluluğu dile getirdikten sonra, Nizami, Fuzuli, Sabir ve daha nice şairlerin ölmez eserlerinin Türkmenistan'da yayınlandığını ve büyük bir zevkle okunduklarını anlatıyor. Gerçekten ismiyle mütenasip bir güzelliğe sahip olan Güzel Şahkuluyeva, Hüseyin Cavid'e ithaf ettiği şiirini okuyarak kürsüden ayrılıyor.

Özbekistan yazarı Said Ahmet de ana diliyle dinleyicilere hitap ediyor. Konuşması çok rahat bir şekilde anlaşılıyor. Bu gün burada düzenlenen şenlikler sadece Azerbaycan halkının değil, Özbek halkının da şenliği ve bayramı olduğunu belirtiyor. Yazar Hüseyin Cavid'in "Ben hakikat ve muhabbet esiriyim" şeklindeki güzel sözünü hatırlatarak, bütün yazar ve şairlerin bu düstura uymaları berektiğini belirterek, törene katılmaktan dolayı duyduğu mutluluğu dile getiriyor.Töreni yöneten yazar mirze İbrahimof:

- Çıkış edir, Türkiye'den gelmiş gonağımız İbrahim Bozyel diyerek beni kürsüye davet ediyor.

"Şairler var ki bilinmez, Şairler var ki önemsenmez, Şairler var ki, unutulmak ama hiç unutulmak istemez. İşte Hüseyin Cavid, böylesi yeri doldurulamaz, unutulmaz ulu bir şair ve gerçek bir mütefekkirdir.

Hüseyin Cavid'in doğumunun 100. yıldönümü münasebetiyle, Türk edebi içtimaiyeti de bu ulu söz erbabının ölümsüz hatırasını yadetmekte yeterli olmasa bile, matbuat sahifelerinde yazılar dercetmektedir. Ancak şurasını belirtmek isterim ki, kinoteatra sığmayan bu anma töreni, Azerbaycan halkının kendi ulu sanatkarına gösterdiği hürmetin, vefanın açık ve gurur verici bir belgesidir. Bu an, bu güzelim Azerbaycan'ın yüreği tamamen Cavid'in yüreğine çevrilmiş, Cavid sevdasına bürünmüş ve bütünlükle Cavid nefesiyle büyülenmiştir. Biz burada o muhabbetin, o sevginin, o sevdanın, o ruhun, o nefesin ancak bir yudum havasını bu salona toplayabilmişiz". dedikten sonra, Azerbaycan halkının öz manevi atalarının hatırasını ölümsüzleştirdiğini ve bunu gözlerimle görmekten mutluluk duyduğumu belirtiyorum. Daha sonra Hüseyin Cavid'in Türkiye'de, İstanbul'da kaldığı müddet içinde (1905-1909 yılları arasında) Türk gençliğinin muayyen bir kısmının garp tesiriyle, öz milli bünyesinden, öz milli hususiyetlerinden ve öz tarihinden ayrılmasına şiirleriyle yas tuttuğunu anlatarak:

"O güni İstanbul'da
Gençlik Fransızlaştı.
Gittikçe Türk'ün evladı
Uçuruma yaklaştı.
Yurdumuzu sardıkça
Düşkün Paris modası
Herkese örnek oldu
Şaşkın Frenk edası.
Sarhoşluk, iffetsizlik
Sardı bütün gençleri.
Zehirlendi gittikçe
Memleketin her yeri.
Kahraman Oğuzların,
Büyük Ertuğrulların
Sarsılmaz halefleri
Şimdi hep sapkın, azgın..."


mısralarıyla sona eren şiirini örnek vererek:

Demek ki ulular sadece yaşadığı çağlar için sözlerini söyleyip gitmiyorlar. Öyle olsaydı, bu günkü bu güzel törene, bu güzel düğüne ihtiyaç kalır mıydı? Söz sanatkarı, her zaman anlıyorsa, o bugün de halkın düşünen beyni ve çarpan yüreğidir. Türk şairi Faruk Nafiz Çamlıbel ne güzel demiş:

Şair sen üzüldükçe ve öldükçe yaşarsın,

mısraını hatırlatarak ve Cavid'in Git adlı şiirinden bazı bölümler okuduktan sonra,

Sağolsun, Cavid gibi ulularını böylesine kıymetlendiren Azerbaycanlı kardaşlarım. Her zaman sizi böyle kadir bilir görek, diyor ve konuşmamı tamamlıyorum. Diğer konuşmacılarda olduğu gibi, benim konuşmam da dinleyiciler tarafından heyecanla ve hararetle alkışlanıyor.

Törende ayrıca Hindistanlı şair Çakaboti Satyasadhan, Litva şairi Pranas Başyus, Mozambikli yazar Kan Gulam Muhammed ve Gürcistanlı şair R.S. Miminoşvili de Cavid'le ilgili olarak dinleyicilere hitap ediyorlar. Prof. Mehti Memmedov ve Anar'ın konuşmasıyla Azerbaycan halk şairi Mirvarid Dilbazi ve şair Sabir Rüstemhanlı'nın Cavid'e ithaf ettikleri şiirleri davetlilerin sürekli alkışlarına vesile oluyor.

Konuşmalar bittikten sonra Hüseyin Cavid'in eserleriyle süslenen konser başlıyor. Tiyatro sanatçıları tarafından şairin İblis, Şeyh Senan ve Afet adlı eserlerinden bazı bölümler seyircilere takdim ediliyor. Ses sanatçıları İslam Rızayef, Huraman Kasımova ve Lütfiyar İmanof okudukları parçalarla seyircileri büyülüyorlar. Kemençede "Segah" makamını çalan ünlü müzisyen Habil Eliyev'i dinlemenizi ne kadar isterdim.

Törenin bitiminde Hüseyin Cavid'in kızı Turan hanıma uzaktan bakıyorum. Duyduğu mutluluk gözlerinden belli. "Cavid'i Hatırlarken" adlı kitapta (Gençlik Neşriyatı Bakü 1982) Turan Cavid'in de babasıyla ilgili hatıraları yer alıyor. Yazısının bir bölümünde:

"Kitaplarımın içerisinde mene çok aziz olan bir kitap var. Atamın mene hediyye verdiği "Seyavuş" piyesi. O günü yahşı (güzel) hatırlayıram. Atam yenice çaptan çıkmış (basılmış) "Seyavuş" piyesinden bir neçe (bir kaç) nüsha almış, kitaplardan gohumlara (akrabalara), dostlara, tanışlara hediyye vermek için onları yazmakla meşgul idi. Men de yazı masasının yanına dayanıp (durarak) yazılanları bir tarafa goyup növbeti (sıradaki) kitabın yazılmasına bakırdım. Hele hamısının (hepisinin) yazılıp gurtarmasını (bitirmesini) gözlemeden (beklemeden) bir uşak (çocuk) sadelöflüğü (saflığı) ve merakı ile "Bes (peki) menim kitabım hani?" suali ile müraciet ettim. Evvelce gülümsündü. Sonra adeti üzerine alnımdan öptü. Büyük mehebbet ve samimiyetle, çok sakit ve mülayim sesle "Bütün kitaplarım senin değil mi?" cevabını verdi. Şüphesiz ki növbeti kitaplardan birini gardaşıma, birini de mene hediyye verdi. Gardaşıma verdiği kitapta "Sevgili Ertuğrul'a bir yadigar (hatıra) Bakü Dekabr (Aralık) 1934", menim kitabımda ise "Sevgili Turanıma bir yadigar, Baku, Dekabr, 1934" sözleri yazılmıştı.

Şimdi Turan Cavid de olmak üzere tüm Azerbaycanlılar hazırladıkları ortak kitabın son sayfasını heyecanla yazıyorlar. Yazdılar bile.

Hep beraber kitabın ilk sayfasını açıyorlar. Yüreklerinden gelen en samimi hisleri, birinci sayfanın sağ üst köşesine sevinçle aktarıyorlar:

"SEVGİLİ CAVİD'İMİZE BİR YADİGAR. BAKÜ, 8 HAZİRAN 1934"



1. H. Cavid'in 9 Mayıs 1906'da Meşedi Gurbaneli Şerifzade'ye yazdığı mektup. Eziz Şerif: Geçmiş günlerden, Bakü, 1977, s:39
2. Aynı kitap. s:53
Teatr: Tiyatro
SSR: Sovyet Sosyalist Respublikası (Cunhuriyeti)
Süph açıldı: Sabah oldu
Temaşa ettik: Seyrettik, izledik
Akibet: Son, sonunda
İdadi: Lise
İkmale çalışmak: Tamamlamaya çalışmak
Hagayıg: Hakikatlar
İstida: Dilekçe
Şöbe: Şube, bölüm
Ölke: Ülke
Kanatı: Kanadı
Vuzuh: açıklık
Anadan olmak: Doğmak
Tentene: Tantana
Yığıncağ: Toplantı
Sadr: Baş