
Bu yıl Nihat Genç yılı olacak
galiba. Baktım, Degah'ın dahi kapağında.

-Beni ÇETE'yle başlatmayın.
-Dört-beş yıl hergün, ama hergün görüştüğüm iki isim yetsin
size:
Bahçeli ve Çatlı.
-Aybar'ı çok yakından takib ediyorduk... adam bir de Allah'a
inansa,
kendimizi... yanında bulabilirdik.
-Dün Korkusu ve Bu Çağın Soylusu..
O kitaplar hala benim başyapıtlarım
-Sonra Cemil Meriç girdi gündemimize ve bir daha çıkmadı.
-Hem Nurettin Topçu'nun, hem de Remzi Oğuz Arık'ın Anadolu'ya
dair
çok güzel hikayeleri vardır
-Sokağı yazınca, "akademi"nin palavra olduğunu,
yan gelmiş adamlar olduğunu gördüm.
-Refik Halit'in izindeyim, devamcısıyım... kitaplarımın
hepsinin adını ölünce değiştirip "Memleket Hikayeleri
I-II-III..." yapsınlar istiyorum.
İyi ki almışım. Muzaffer Civelek, uzun uzun Nurettin Topçu'yu
anlatmış. Yazının ilk paragrafındaki Keysi hanım, Keyise
İdalı olsa gerek.
Ne dramdır Topçu'nun Paris dönüşü yaşadığı, Abdülaziz
Bekkine'yi bulana dek. Ve ne sevdadır Topçu'nun su sevdası.
Ve ne acıdır Munzur'u göremeden
göçüşü bu alemden.
Topçu'dan bir kaç satır almış yazısına Civelek. 1968 Mart'ında
Hareket'te çıkan bir yazısından bir kaç satır. Bir kaç
işçinin öldüğü, dindarların ucu çivili sopalar kullandıkları
(!) bir çatışmadan sonra kaleme alınmış bir kaç satır:
Acaba büyük meydandaki son
deneme çarpışmasının ne faydası oldu, memlekette Marksist
mi azaldı? Hayır! Gelecekteki çarpışma için silahları
bileme hazırlıklarının yeniden başladığını düşünmek kabildir...
eğer dinciler büyük meydanda çapulculuk ve saldırı gördülerse
onu imanlarının meyvesi olan rahm-ü şefkatleriyle karşılayacaklardı,
merhamet ve dostlukla kin saflarını yenmeye çalışacaklardı.
eğer iman mücadelesi yapmasını biliyorlarsa onların İslam
ruhuyla silahlanarak yapacakları bu cihat mutlaka muzaffer
olurdu. İlk denemede olmazsa bile üçüncü, beşinci, onuncu
denemede olurdu. Biz onların ellerinde çivili sopa görecek
yerde şefkat kollarını karşılarındaki şaşkın kardeşlerinin
boynuna sarmış görecektik. Bu türlü davranış, onları uyarmak
ve selamat yoluna sokmak için kalplerini hakikate açmanın
tek çaresi olurdu. Hem, dövüştükleri düşman çocukları
değildir..
Hikayelerini topladığı Taşralı'nın
kapağı için seçtiği gravür de manidardır (Dergah baskısında
o gravür yoktu kapakta, yoksa var mıydı?).
-En sevdiğiniz kitabım hangisi?
diye sormuş son günlerinden birinde ziyaretçilerine. Çeşitli
kitap isimleri söylenmiş. Hayır, demiş, Taşralı,
demiş, Taşralı'nın arkasındaki birkaç yazı.
(Eski bir toplumsal Tarih'de
Nurettin Topçu - Doktor Hikmet Kıvılcımlı görüşmesi vardı...
Sunacaktım... Dergiyi bulamadım)
Metin Savaş da İskender Pala'nın ELEM'ini anlatmış. "Çelebi
olursa böyle (ya da bu kadar) olur bizde/Doğu'da roman"
şeklinde özetlenebilir Savaş'ın yazısı. Sahi,
ben niye okumadım Elem'i?
Cahit Zarifoğlu Şiir ve Edebiyat Girişimi Şiirimizde 2002
Yılı'nı değerlendirmiş. Zarifoğlu okusaydı tepkisi ne
kadar zarif olabilirdi acaba? Alaadin Özdenören Cahit
beyi ziyarete mi gitmiş ne? Öyle bir rivayet var.
Hakan Arslanbenzer'in şiirinin
adı niye HATAY?